13/10/2009 - ÜÇ BÜYÜK "AŞK" EFSANESİ ("LEYLA İLE MECNUN" - "ASLI İLE KEREM" -
Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. Mecnun' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz. Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder: "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır. Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn' u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ'nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn' u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür. Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular.
LEYLA ve MECNUN Ey Rabbim! Aşk belasıyla beni tanıştır Beni bir an bile olsa; aşk belasından ayırma! Detlilerden yardımını uzak tutma. Yani beni daha çok belalara müptela eyle! Ben var oldukça, beladan, isteğimi uzaklaştırma! Ben belayı isterim, çünkü bela da beni ister. Sevgi belasıyla ağırbaşlılığımı gevşetme! Ta ki dostlar beni kınayıp vefasız demesinler! Gidip geldikçe, sevgilimin güzelliğini arttır, Sevgilimin derdine beni daha çok mübtela et. Ben nerede, mevki ve itibar kazanma nerede? Bana yoksulluk ve yokluk ulaşma kabiliyeti ver Senden ayrıyken, bedenimi öyle zayıf kıl ki, Bahar yeli beni sana kavuştursun. Fuzûlî' nin nasibi gibi beni gururlandırıp, Ey Rabbim, asla beni bana bağlı kılma! Sonunda yar, ağlayıp inlememize acıdı ve Bugün hüzünler evimize ayak bastı. Gözyaşı yağmurum, demek, öyle tesir etti ki, Gül bahçemizde taze bir gül dalı düşürdü. Ah ateşinin bizi yaktığı, Ayrılık gecesini aydınlatan meş' aleden bellidir. Eğer ağlayan gözümüzde uyku olsaydı, Bu kavuşma uyku halinde görülen bir rüya demek mümkün olurdu. Gördüğümüz bir hayal mi? Yoksa sevgilinin yanımıza geleceği aklımıza bile gelmezdi. Ey can ve gönül! Sevgili, misafirimiz oldu! Neyimiz varsa, misafirimizin ayaklarına dökelim. Ey Fuzûlî! Sevgilinin kasdı, canımızı almakmış. Gel.. Güzel uğruna can vermeyi kendimize bir borç bilelim.

FERHAT İLE ŞİRİN Ferhat ile Şirin.
Efsaneye göre Ferhat, Persler döneminde yaşamış ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu'nun kız kardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin'i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat, Sultan'a haber salarak Şirin'i istetir. Sultan, kız kardeşini vermek istemez. Ferhat'ı oyalamak için Elma Dağı'nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, sevdanın verdiği aşkla dağları delmeye başlar. Mehmene Banu, dağı delip suyun akacağı kanalı tamamlamak üzere olan Ferhat'ın yanına yaşlı dadısını göndererek, Şirin'in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu külüngü havaya atar, düşen külünk Ferhat'ın başına isabet eder ver Ferhat orada ölür. Ferhat'ın acı haberini alan Şirin korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir.Ferhat'ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan aşağı yuvarlanarak, orada can verir. Her iki sevgiliyi, can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler.
Derler ki, her bahar iki mezar üzerinde iki gül bitermiş. Tam birbirlerine kavuşmak üzereyken, mezarların ortasında bir kara çalı peyda olur, iki gülün kavuşmalarını engellermiş.

KEREM İLE ASLI
Sururi Şah ile musahibi Keşiş Yahud’un çocukları olmadığından ikisi de dertlidir. Birgün birlikte seyahate çıkarlar. Yolda eğer çocukları olursa birbirleri ile evlendirmeye söz verirler. Önlerine çıkan bir dervişe dertlerini açarlar. Dervişin verdiği elmaları hanımları ile yedikten sonra, Hatice Sultan bir oğlan, Keşiş’in hanımı da bir kız doğurur. Çocuklar büyür, Ahmed Mirza 15 yaşına gelir. Birgün Mirza, avdan dönerken bir bahçede rastladığı gergef işleyen bir kıza tutulur. Bu kız ise Kara Sultan’dır. Ahmed Mirza kızla konuşup isimlerini değiştirirler. Mirza, Kerem Kara; Sultan da Aslı Han ismini alır. Daha sonra Kerem bu aşktan dolayı yemeden içmeden kesilir. Bunu babası duyar. Sururi Şah verdikleri sözü hatırlatarak kızı Keşiş’ten ister.
Keşiş’in kardeşi sihirbazdır. Aslı’nın kendisine bir bela getireceğini söyleyip Azerbaycan’dan Anadolu’ya kaçmalarını söyler. Aslı’yı Kerem’e vermeyi kabul etmeyen Keşiş ailece kaçar.
Kerem de vefalı arkadaşı Sofu ile birlikte Aslı’yı aramaya çıkar. Kerem ile Sofu köy köy, şehir şehir onların peşinden giderler. Bir keresinde Aslı ile buluşacağı sırada Keşiş türlü hilelerle Aslı’yı kaçırır.
Kerem onların Kayseri’de yerleştiklerini öğrenir. Keşiş’in görev yaptığı manastırı bularak orada kıyafet değiştirip hizmetçilik yapar. Ama kimliği anlaşılınca kovulur. Üzüntüden Kerem’in dişleri ağrımaya başlar. Aslı’nın anasının dişçilik yaptığını öğrenir. Kerem diş çektirmek bahanesiyle, Aslı ile buluşur. Kerem başı Aslı’nın dizinde 32 dişini çektirir. Ağzının kanını silerken daha önce verilen nişan mendilinden annesi onu tanır, Kerem’i oradan da kovarlar. Çektiği sevdanın bir kısmını Aslı’ya verip hak dine dönmesi için Allaha dua eder; duası kabul olur. Aslı uykuya dalar. Pirler aşk suyundan verir, hak dini kabul eder. Kerem elini yüzüne sürünce 32 dişi tekrar yerine gelir.
Evde pusu kuran beyin adamları Kerem ile Sofu’yu yakalarlar. Beyin kız kardeşi bu işi çözmek için, Aslı’yı da aralarına katıp 40 tane güzel kızı süsleyerek gül bahçesine salar. Bahçeye getirilen Kerem gözlerini Aslı’dan ayırmaz. Keşiş kızını tekrar kaçırır. Bu defa Kerem ile Sofu onları Halep’te bulurlar. Halep Paşasının arzusu üzerine Keşiş düğüne razı olur. Keşiş bu sefer de, gerdek gecesi kızına sihirli bir elbise giydirir.
Aşıp geldim nice dağlar belinden, Neler çektim ben bu aşkın elinden, Kurtulamam elâlemin dilinden Çöz aslım çöz göğsün düğmelerini.
Hain baban ne bey bilir ne kadı, Sihirli fistanla elim bağladı, Dillere düşmeden Keremin adı Çöz aslım çöz göğsün düğmelerini.
Gerdek gecesi düğmeleri çözüldükçe iliklenen bu elbise sabaha kadar açılmaz. Muradına kavuşamayan Kerem, imsak vakti yürekten bir ah çeker. Ağzından çıkan alev Kerem’i yakıp kül eder.
Bir ateş düştü özüme Dünya görünmez gözüme Ölürsem gel mezerime Yanarım Aslım yanarım. Keremim söylenir adım, Arşa dayandı feryadım, Mahşere kaldı muradım, Yanarım Aslım yanarım.
Aslı, Kerem’in külleri başında 40 gün bekler. Küller dağıldıkça saçı ile dağılan külleri toplar.
Ağa Kerem paşa Kerem han Kerem, Ateş Kerem, tutuş Kerem yan Kerem, İşte ben de yanıyorum can Kerem Cennetinde buluştursun Rabbimiz.
Kırkıncı gün külleri toplarken saçı tutuşur, Aslı da yanar. Onun külleri de Kerem’in küllerine karışır.
|
|
Yorum yaz!
|
2009-10-14 00:30:49 - slm |
| Yazan: romantik161 |
adının gibi efsanevi aşkları paylaşmışsın saol var ol güzel paylaşımlar olmuş
güzel olanda buluşmak dilehiyle
seni ekliyorum fırsat buldukca senin yazılarını okumak isterim tabi sakınası yoksa varsa lütven bilgilendir |
| Bağlantı |
|
|
|